Tarih Öğretmenlerinden

Editör Yayınevi

EsraÖz

Usta : 3855

100001000010000100001000010000

Tarih: 31 Temmuz 2013 Çarşamba 14:54

Görüntüleme: 1889

Cevap: 0


Natüralist Akım (Naturalisme)



natüralizm

19. yüzyıla kadar; “Tabiata dayanan felsefe“  yahut  “Tabiatseverlik“  anlamına gelen Naturalisme 1870 – 1890  yılları arasında, yeni bir Edebiyat akımının adı olmuştur. Tabiat  bilimlerine çok bağlandığı için Natüralizm, esas itibariyle realist akımın daha aşırı bir devamı sayılmaktadır . Ondan ayrılan veya daha ileri olan yanları şunlardır;

Naturalistler, tıpkı tabiat olaylarında olduğu gibi, insanların hayatında bir muayyeniyet (determinism)  olduğuna inanırlar. Tabiat olaylarında olduğu gibi kişilerin yaşayışı da birtakım zarurî şartların elde olmayan (maddi) vakaların, belirsiz içgüdülerin sonucudur. Şu halde romancı, bir tabiat bilgini gibi, kişilerin hayatını yazmadan önce, onları hazırlayan şartları incelemek zorundadır. İlimde olduğu gibi hayatta da tesadüfün yeri yoktur.

İncelenecek şeylerin başında soyaçekim (irsiyet) kanunu gelir. Realizm öncüsü Emile Zola: “İrsiyetin de yerçekimi gibi kendine mahsus kanunları olduğuna “inanmıştır. Yani atalarda, büyük baba ve analarda bir bozukluk varsa, bu, gittikçe artarak nesilden nesle geçer, ayyaşlar, frengililer  yaratır. Çünkü Zola’nın örnek tuttuğu Claude Bernard gibi bilginler, her şeyi “madde“  açısından çözeceklerine; insanın et, kemik ve sinirden ibaret olduğuna “ruh“  diye bir şey bulunmadığına inanmışlardır. Şu halde, romancının ödevi, ilkönce yaşatacağı kimsenin soy ve sopunu incelemektir. Bundan sonra, o şahsın yetiştiği sosyal çevrenin aldığı terbiyenin, iş hayatının, ekonomik durumun incelenmesine geçilir. Nitekim Zola “İkinci İmparatorluk devrinde bir ailenin tabi ve sosyal tarihi“ ni yazmak amacıyla beş kuşağın irsî vasıflarını ve doğuş kusurlarını değişik şartlar altında gösteren 20 ciltlik Rougan – Macquart romanını yazmıştır .

Salt maddî bir varlık saydıkları insanı, realistler gibi yalnız gözleme ve birçok vesikalara bağlamakla kalmaz, bir de deneyime  (tecrip)  tabi tutarlar. Deneyim: biyoloji ve kimyada uygulanan bir usuldür. Mesela bir fareye muayyen dozda bir çeşit zehir verilerek kaç, gün yaşayacağını tesbit etmek, bir deneyimdir. İşte naturalistler, roman kişilerini de bir çeşit “deney hayvanı” sayarlar. Söz gelişi kötü şartlar içinde çalışılan bir fabrikada, bir işçinin belli süre içinde ne gibi alışkanlıklar, ne gibi tepkiler, ne gibi isyanlar, ne gibi maddi ve ahlaki değişmeler içine düşeceğini araştırır, not eder ve kişiyi ona göre yaşatırlar .

Realistler; “sanat için sanat“ ilkesini benimsiyorlardı. Natüralistler, bu ilkeden ayrılıyor, sanatı toplum yaralarını deşmek için bir araç sayıyorlar. O zamanki Fransız toplumu kargaşalık içindedir. Dine, devlete, adalete karşı sert tepkiler başlamıştır. Her yanda, sefalet, ahlaksızlık, güvensizlik görülmektedir. İşte natüralistler, bu sosyal durumu, karamsar ve isyancı bir tarzda ele alıyorlar. Her şeyi, olduğundan daha beter, daha karanlık; umutsuz gözle görüyorlar. Bu yüzden bazıları Natüralizmi: “Tabiatın ve insanın en utanılacak, en iğrenç taraflarını göstermek sanatı” diye tarif ederler. Ancak Emile Zola bu tutumun sebebini şöyle açıklamaktadır.

“Claude Bernard’a  göre, çağdaş ahlâk, kötülük ve iyilik kavramlarına hakim olarak, iyiliği yaymak, kötülüğü ise yok etmek ister. İşte biz natüralistler, sosyal yaraların sebeplerini bunun için araştırıyoruz. Biz toplumda ve insanda olan bozuklukları izah etmek için sınıfların ve kişilerin anatomisini yapıyoruz. İşte bunun için çoğunlukla kokmuş ve çürümüş konuları ele almaya, insan, sefalet ve çılgınlıklarının bulunduğu uçurumun dibine kadar inmeye mecbur oluyoruz.”

Natüralistler, roman üslûbunda realistler kadar titiz görünmezler. Aldıkları bayağı sahnelerin, kibar ve özenilmiş bir üsluba sığmayacağı kanısındadırlar. 

“Söyleşme” lerde yaptıkları önemli yenilik, roman kişilerini, mesleklerine, sınıflarına, yaşlarına ve kültür seviyelerine göre konuşturmuş bulunmalarıdır. Natüralistlerin bu ilkesi, sonra gelen birçok yazarlarca benimsenmiştir.

Kısacası natüralizm, insan kişiliğini meydana getiren “ruh” ve “madde” unsurlarından, yalnız ikincisi üstünde durmuştur. Onlara göre, insan tabiatı önce irsiyetin (soya çekimin) sonra da sosyal muhit ve zamanın “determine” (mukadder) sonucudur. Roman, ruhî belirtileri bırakıp bünyeye (gövdeye) ait halleri incelemelidir. Mesela “vicdan azâbı” yahut “aşk” dediğimiz şey, ya organların bir bozukluğundan ya da, taşkınlığından ileri gelir. Aslında madde dışında bir şey yoktur.

İnsanları parlak sözlerle ululamak imkânsızdır. Çünkü herkesin hayatı, bayağı, alçak ve çirkin içgüdülerden ibarettir. Güzellik ve iyilik dediğimiz şeyler, iğreti ve uydurma şeylerdir. İnsan da öteki mahluklar gibi acıkan ve arzu eden bir “hayvan” dır. İşte roman bu âdilikleri hileci ve riyalı gösterişleri ortaya koymak için yazılır.

Bu aşırı maddecilik ve hep adi, bayağı, çirkin şeyleri gösterme merakı, onları realistlerden ayırıp, bir çeşit “maksatlı” toplum yergisine götürmüştür. İnsanların “bir çamur” olduğunu göstermek için üsluplarına bol bol küfür ve çirkin söz de katmışlardır.

Nitekim Emile Zola, zamanla “deneyci roman” ı bırakarak daha çok “sosyal gerçekçi” bir roman tarzına girmiştir.

Natüralizmin kavgacı bir çocuğu olarak bugün de sürüp giden “sosyal gerçekçi” roman,ısrarla ve güdümlü şekilde  halka doğru gitmek, yolsuzluk ve çirkinlikleri şişirmeli bir tarzda ortaya koyarak, onun ıslahına yardım etmek yolunu tutmuştur. Sosyalist akımlar, bu tarz romanın kuvvetlenmesine yardım etmiş ve ona gerekli malzemeyi de vermiştir. Sosyal gerçekçilikte, (yine natüralizmin ilkelerinden hareket ile) dine, geleneğe ve para ile sağlanmış üstünlüklere karşı  sert hücumlar görülür. Alışılmış her şey gibi, aile, iffet, terbiye, ahlak, hukuk, vb. kurumlar da sarsılmak istenir.

Sosyal gerçekçi romanın ilk başarılı örneklerine yine Emile Zola, “Hakikat”, “Çalışma” ve “Bereket” adlı eseleri ile vermiştir. “Deneyci roman” ve öbür iddiaları ile Natüralizm, pek kısa ömürlü olmuştur. Fakat “sosyal gerçekçi” roman tarzı, bütün dünyada sürüp gitmektedir. Nitekim Türk edebiyatının bugünkü romancıları arasında, Orhan Kemal, Fakir Baykurt, Kemal Tahir, Samim Kocagöz vb. natüralizmin bu koluna sokulabilirler. Emile Zola’ nın karamsar ve isyancı  toplum görüşü: sınıf çekişmeleri, yoksulluk, işsizlik dertleri; laiklik din çatışmaları ve her türlü sosyal davalar, eğer bugünkü bazı Türk yazarlarında görülüyorsa bunun sebebi, 19. y.y. sonundaki Fransız toplumu ile, bugünkü Türk toplumu arasında birçok benzeyişler olmasıdır.

Natüralizmin kendisi de Türk edebiyatına  bazı izler düşürmüştür. Emile Zola’ nın çağdaşı olan Ahmet Mithat Efendi’ nin bazı eserlerinde (Müşahedât ve Taaffüf romanları) görülen bu etkiler, kendisini “realist – natüralist” bir yazar olarak tanıtan Hüseyin Rahmi’ de belirgin ve şuurlu bir hal almıştır. Hüseyin Rahmi “Mürebbiye, Hayattan Sahifeler , Ben Deli miyim?” gibi romanlarında “Deneyci Roman”  (Le Roman Experimental) metodunu izlemiştir. Servetifünun dergisinde, güçlü bir eleştirmeci olan Beşir Fuat’ ın da Natüralizmi ısrarla savunduğunu görmekteyiz. Ancak Servetifünun romancıları arasında bu akıma bağlanan yoktur. Dinci ve ahlakçı bir görüşe sahip olmakla birlikte, Mehmet Akif’in “Manzum Hikâye” lerinde Natüralist ve Sosyal gerçekçi bir metotla hareket ettiği görülmektedir.

Örnek:

Emile Zola’ dan Bir Natüralist Parça

L’ASSOMMOIR

L’assommoir, Emile Zola’nın, hem Natüralizm hem de sosyal gerçekçilik akımına en uygun romanlarından biri sayılır. Bu romanda:

Sağlam yapılı ve mert bir teneke işçisi olan Coupeau, sevdiği güzel ve hünerli çamaşırcı kız, Gervaise’ le evlenmiştir. İki yanlı çalışma sayesinde, ailenin geçimi günden güne düzelmekte ve hatta bankaya paralar yatırılmaktayken, Coupeau, tamir ettiği çatıdan düşerek sakatlanır. Tedavi uzadıkça uzar. Zavallı işçi, bir daha çalışacak derman bulamaz. Birtakım yolsuz kişilere uyarak, “Assommoir” meyhanesine dadanır. Kendi biriktirdiklerine kanmayıp karısının kazandıklarını da burada eritmeye başlar.

Öteden Gervaise’ i gizli gizli sevmekte olan iyi huylu demirci Gauyet ona para yardım yaparak, çamaşırcı dükkanının devamını sağlamaktadır.

Ancak bu hal uzun sürmez. Gervaise kocasına para yetiştiremez olur. Dükkânı bırakarak gündelikçiliğe başlar. Evde kavgalar sürüp gider. Kızları Nana’ nın gözleri önünde, baba anayı döver. Evde ne varsa satılır.

Gervais de bu hallere dayanamayarak içmeye başlar. Bir gün, Coupeau’ yu aradığı L’assommoir’de onunla ve kötü arkadaşlarıyla birlikte birer kadeh “Anizet” içerler. Zehir yavaş yavaş onları eritir. Coupeau. Bir hastahanede alkol cinnetinden ölür. Gervais de sefil bir yerde can verir. 


NATÜRALİZM’ E KARŞI ROMAN TARZLARI

Natüralizm’ e karşı ilk önemli tepki Poul Bourget’ in temsil ettiği “İlmî Psikolojik Roman” tarzıdır. Bourget romanlarında bol bol ruh çözümleri yaparak sonuçları meydana getiren sebeplerin tek değil karışık olduğunu göstermek istemiştir. Böylece natüralizmin determinist görüşünü yıkmıştır. Bourget sanki ruhu ayrı, gövdesi ayrı yaşayan kişiler üzerinde durmuştur. Bu kişiler ne ayyaş , ne frengili ne de bayağıdırlar. Aşağı tabakadan değil üst tabakadan sanatçı ve aydınlardır. Bouget’ in etkileri , bizde biraz Halit Ziya’ da, fakat en çok Mehmet Rauf’un “Eylül” romanında görülür.

 

 

 

 

 

Cevap Yaz

Cevaplar

Bu konuya henüz cevap yazılmamış.