Warning: session_start() [function.session-start]: open(/home/edebiyatogretmeni.com/tmp/sess_gnknnv45v0642cqdodu7pvcja1, O_RDWR) failed: Read-only file system (30) in /home/edebiyatogretmeni.com/httpdocs/content/index.php on line 20
Sembolizm (Symbolisme)

Tarih Öğretmenlerinden

Editör Yayınevi

EsraÖz

Usta : 3855

100001000010000100001000010000

Tarih: 31 Temmuz 2013 Çarşamba 15:44

Görüntüleme: 1938

Cevap: 0


Sembolizm (Symbolisme)



sembolizm

Eski Grekçe “Sumbolan” den çıkmış olan “symbol” sözcüğü konuşma dilinde “timsal, belirti, simge” anlamlarına gelir. Bu anlamıyla Türkçe’ye de geçmiştir.

Sonradan “sembolist” denilen şairleri başlangıçta “Dekadan” ( décadent ) diye anıldılar. Bu sıfat, küçümsemek için onlara alaycı hasımları tarafından verilmişti. “Soysuzlaşmış, züppe, düşük vb.” gibi anlamlara gelen dekadan sıfatı bizde de Ahmet Mithat Efendi tarafından, Servetifünuncuları kınamak kasdiyle harcanmıştır.
Sembolizm, 1885 1902 yıllarında Avrupa’ da tutunmuş ve tepkilerini bilhassa “yeni akımlar” a geçirmiş önemli bir şiir yoludur. 

Sembolizmi Yaratan Çevre

Görüldüğü gibi, edebiyatta pozitivizmi ve ilmi görüşü yansıtmak isteyen, Realizm, Natüralizm, Parnasizm gibi akımlar, 1890 yıllarında tavsamış, bezginlik vermeye başlamıştır. Bir fizik ötesi, bir ruh ve yücelik olduğuna artık inanılıyordu. O halde, sanatta, gövdeden ruha, maddeden mânâya, kalıptan öze doğru bir dönüş olmalıydı. Şuur – altı, kayıp ve gizli âleme bir merak seziliyordu. Aklın ve deneyin asla giremeyeceği alanlar olduğunu söyleyerek müsbet ilme baş kaldıran sanatçılar görülüyordu.

Alman filozofu Chopenhauer (1788 – 1860) in her olayı gizli rüyalar, hayalî ve sırlı şeyler gibi ele alan felsefesi, 19. yy. sonu Avrupa gençlerini sarmaya başlamıştı. İlimden, ve aydınlıktan kaçıp, yarı karanlığa ve belirsiz sezgilere kaymak özlemi, biraz bu filozoftan geliyordu.
Sembolizmin Görüşleri

Sembolizm, sadece bir şiir akımıdır, denebilir. Gerçi M. Maeterlinck sembolist görüşleri tiyatroya da uygulamıştır ve piskolojik roman az çok sembolizmin yarattığı sayılabilir ama, bu akımın asıl konusu şiirdir.

Şiir görüşleri ile sembolizm, romantizme az çok bir dönüş manzarası verir. Ancak, o zamana kadar kökleşmiş ve alışılmış bütün şiir tarzlarına bir isyanda sayılmalıdır.
Klasikler şiiri, akıl ve mantığa uyar konuların güzel bir anlatımı gibi görmüşlerdi. Romantikler, dizginsiz hayal ve heyecanların coşkun ifadesi saydılar. Parnasçılar, dış alemin ve pitoreskin tesbitine şiir adı verdiler. Aslında bu görüşlerin hepsi, açık düşünceye dayanıyordu. Sembolistler, bütün bunların nesirle de yapılabileceğini iddia ettiler.

Onlar, insanda, karanlık içgüdülerden anlatılmaz coşkunluktan ve sırlı kuvvetlerden bileşik bir âlem buluyorlardı. Bu kavramların üstünde kafa yormaya kalksak hepsi kaybolacak ve basitleşecekti. Bu duyuşlar, açık dille, aydın mecazlarla anlatılamazdı, bir geometri içine konamazdı. Çünkü koku ve ezgiye benzeyen gerçek duyarlık akılla anlaşılamaz belki sezilirdi. Birtakım sırlı izlenimlerimiz günlük mantık ile birbirine bağlanmaz. Belki aralarında rüyalardaki gibi belirsiz kavşak noktaları olabilir. İşte sembolik şiir bu sırlı duyuşların ve kavşak noktalarının, zekâ süzgecinden geçmeyen, dolaysız bir ifadesi olmalıdır.

Bu kaygan ve belirsiz şiir yolunu tutabilmek için, o zamana kadar görülen biçim ve muhteva anlayışlarını yıkmak gerekirdi. Nitekim, sembolistler önce şiirin biçimini sarstılar.

Yepyeni duygular, eski Nazım kurallarıyla anlatılamazdı. Şiirin belli bir biçimi olmamalı, onu şairlerin dehaları yaratmalıydı. Vezin, kafiye, üslûp kayıtları, ard plâna atılmamalıydı. Vezinde serbest Nazım  (le vers libre) kullandılar. Durgu, hece ve kafiye anlayışını değiştirdiler. Anlamsıza varan duyguları ve sırları belirsiz tarzda ifade edebilmek için, dilbilgisi mantığının ve alışılmış sözdiziminin bile dışına çıktılar. Bunu sağlamak için günlük konuşma diline yeni anlam yükleri kattılar ya da büsbütün başka söz kalıpları icad ederek özel bir şiir dili yarattılar

Asıl yeniliği muhtevada gösterdiler. Bu hususta, parnasçılarla taban tabana zıt bulunuyorlardı. Onlara inat,şiiri plâstik ve pitoresk bir sanat saymayıp, sanki kelimelerle notalanan kendine öz bir musiki gibi tuttular. Sembolizmin öncülerinden Verlaine “Şiir Sanatı” manzumesinde: “Musiki her şeyden önce musiki !” diyordu.

Bizde Ahmet Haşim’ de: “Sözden ziyade musikiye yakın bir lisanla şiir söylemek istiyordu. Öyle bir şiir dili ki, kulaktan çok dile seslenmeliydi. O da musiki gibi, açık ve seçik hiç bir şey söylemediği halde pek çok şey telkin etmeli, sezdirmeli, duyurmalıydı. Zaten iyi bir şiirde, sözcüklerin anlamları değil, ses bakımından değerleri mühimdir. Önce hissi bulmalı. Sonra bir âhenk içinde onu sezdirecek kelimeleri seçmeleridir. Daha doğrusu her hissin bir lisanı olduğuna göre onu bulmaya çalışmalıdır.

Parnasçıların ritm anlayışları sembolistlerin bu beste – şiirlerine elverişli değildir. Kelimelerin telkin gücünü çoğaltmak için bol ve zengin ahenge (armoniye) ihtiyaç vardır. O kadar ki, şiir okunduğu zaman kulağa çarpan ahenk, şairin duyduğu, hayal ve düşüncelerin hepsini birden sezdirebilsin. Sembolist anlayışta mecaz en esaslı bir şiir ögesidir.

Sembolistlere kadar bütün şiirlerdeki mecazlar akıl ve mantıkla açıklanan teşbih, istiare, Teşhis vb. gibi şeylerdi. Bazı romantik ve parnasçı şairler, bütün şiiri tek benzetmeye bağlayan “timsalî” (allegorik) manzumelerde yazdılar. Bu eski anlayışta, şairin ne demek istediği açıkça anlaşılıyor, her şey bir zekâ buluşu oluyordu.

Sembolistler, bu açık ve seçik mecaz anlayışını reddettiler. Onlar için mecaz, rüyadan, alt şuurdan veya sırlar ülkesinden birdenbire zuhur eden ipucu ve anlatım imkânıydı. Şuurda ansızın çakan şimşekler gibi şair bunları yakalar, mecazdan mecaza geçer, başladığı yere bir daha dönüp ne demek istediğini söylemezdi. Bir ermiş veya bir mistik gibi hissettiği ve sezdiği şeyleri birtakım sembollerle feda etmiş olurdu.

Bunun için sembolistler Teşbih ve istiareden çok mürsel-mecaz’ a , “analoji” ye (söylemek isteneni ona denk bir kavramla anlatmak) veya “sinestezi” ye (bir duyuyu başka bir duyunun yerine koymak, söz gelişi gül kokusunu musiki namesi gibi ele almak) başvururlar.

Hiçbir açıklığı olmayan bu sembolleri yorumlamak okuyanlara kalmıştır. Bazı sembolistler : “Şiirimi onlara açıklamadan önce, onların bana açıklamasını beklerim” demişlerdi. Çünkü sembolik şiir; büyülü sözcüklerle telkin edilen hayal âlemidir. Belli, düzenli dünyayı değil, bir kaosu anlatır. Onu dış âleme bağlayan şey ancak bu mecazların yapacağı çağrışımlardır.

Şair, bu çağrışımlarla bize sırlar ülkesinden ses getirmek emelindedir. Sembolistlerin bu musiki ve mecaz anlayışları. Onları yepyeni temalara doğru sürüklemiştir. Masalımsı bir zaman ve çevre anlayışı tabiata apayrı bir gözle baktırmıştır. Dış alemde gördüklerini değil sezdiklerini yazmışlardır. Her şeyde olduğu gibi tabiatta da vüzûhu aydınlığı, kınamışlardır. Tabiatı değil, onun izlenimlerini vermişlerdir. Manzarayı mümkün olduğu kadar hayal ve sır ile örtmüşlerdir. Ahmet Haşim’ in bir dörtlüğünde, bu görüş çok güzel anlatılır;

Seyreyledim eşkâl-ı hayatı
Ben havz-ı hayâlin sularında
Bir aks-i mülevvendir anınçün
Arzın bana ahcar u nebatı. 
                
Bu sırlı âlemin dekorunu sağlamak için sisli ve kapalı sonbahar günlerini, sabah ve akşamın alacakaranlığını ve ay ışığını seçtiler. Aşkı, ölümü, dostluğu bu zamanların belirsiz sınırları içine yaydılar. Esrarlı şatoların, unutulmuş parkların, uzak ormanların, bin bir renk içinde hayali geliştiren gurub vaktinin şiirini yazdılar.

Sembolizmin Büyük Şairleri

Bu akım, yeni Fransız şiirinin en büyük şairlerini yetiştirdiği gibi dünya şiirine de çok etkili olmuştur. Akımı hazırlayanların başında, aynı zamanda bir romantik ve bir parnasçı sayılan Baudelaire (1821 – 1867) vardır. Verlaine (1844-1896) Mallarm’é (1842 – 1898) ve Rimbaud (1845 – 1891) asıl sembolizmin büyük şairleri arasındadır. 

Türk Edebiyatında Sembolizm

Sembolizmin benzeri bir şiir anlayışının tasavvuf şairlerimizin hepsinde var olduğunu söyleyebiliriz. Fakat, en çok ve 17 ve 18. yüzyıllarda Türk Divan Şiiri’ni sarmış ve Nailî, Neşâtî, Şeyh Galib gibi büyük şairler yetiştirmiş olan “Sebk-î Hindi” akımın Doğu Edebiyatlarında, Batı’dan önce gelişmiş ve pek üstün şiirler çıkarmış bir “sembolizm” olduğu şüphesizdir. Fransız sembolizminin ilk nişaneleri, Servetifünun’un da, aynı zamanda parnasçı bir şair olan Cenap Şahabettin’ de görülür. Ancak bizde bu akımın asıl temsilcisi, Fransız sembolizminin bütün kurallarını benimsemiş, savunmuş ve ona uygun şiirler yazmış olan Ahmet Haşim’ dir. Yine Ahmet Hamdi Tanpınar’ da, Ahmet Muhip Dranas’ ta Baudelaire’ ci sembolizmin izlerini görebiliriz. 

Sembolizmin şiir anlayışı, 20. y.y.’da gelişen “Sürrealizm, empressiyonizm” vb. gibi şiir akımlarını da etkilediği için günümüzde “soyut ve anlamsız” şiirler yazan bazı Türk Şairlerini de etkilemiş sayılır. Sembolizmin, 20. y.y. şiirini gösterdiği yeni yol, “altşuur” derinlikleri ile “rüya” zenginlikleridir. 

Örnek:

İÇE KAPANIŞ

Baudelaire

Derdim yeter, sâkin ol, dinlen biraz artık;
Akşam olsa diyordun, işte oldu akşam;
Siyah örtülerle sardı şehri karanlık,
Kimini huzur iner gökten, kimine gam.

Bırak şehrin iğrenç kalabalığı gitsin,
Yesin kamçısını hazzın sefil cümbüşte
Toplasın acı meyvesini nedametin,
Sen gel, derdim, ver elini bana, gel şöyle.

Bak göğün balkonlarından, geçmiş seneler
Eski zaman esvaplariyle eğilmişler;
Hüzün yükseliyor, güler yüzle sulardan.

Seyret bir kemerde yorgun ölen güneşi
Ve uzun bir kefen gibi doğuyu saran
Geceyi dinle, yürüyen tatlı geceyi.

                                                 ( Çeviren: S. Eyüboğlu )

 

Cevap Yaz

Cevaplar

Bu konuya henüz cevap yazılmamış.