Divan edebiyatı,
Türklerin İslam dinini benimsemesinden sonra ortaya çıkan yazılı
edebiyattır. Arap ve Fars edebiyatının etkisi altında gelişmiştir. Bu etki,
Arapça ve Farsça sözcüklerin Türkçe’ye girmesinin yanı sıra, bu dillerin
anlatım biçimlerinin benimsenmesiyle de kendini gösterir. Bu edebiyata Divan
edebiyatı denmesinin nedeni, şairlerin şiirlerini divan denen el yazması
kitaplarda toplamış olmalarıdır. Orijinal adı Kulekapı Mevlevihanesi olan
Galata Mevlevihanesi, İstanbul’un fethinden sonra 1491 yılında Osmanlı’nın
yeni başkentinde kurulan ikinci mevlevi tekkesidir. Theophile Gautier,
Enmondo de Amicis gibi meşhur Batılı İstanbul gezginlerinin “ Beyoğlu
Mevlevihanesi”, “Kulekapı Mevlevihanesi” olarak sözünü ettiği mevlevihanenin
bulunduğu yerde daha önce Bizans’ın St. Theodore Manastırı vardı. Günümüzde
bu tarihi mekân divan edebiyatı müzesi olarak anılmaktadır.
Divan Edebiyatında Dil
İslam dininin benimsenmesinden sonra,Kuran’ın Arapça olmasından dolayı pek
çok toplumun kültür dili değişime uğradı. İranlılar 9. yüzyılda edebiyat
ürünlerini, Yeni Farsça diye adlandırılan bir dille vermeye başladılar. İran
edebiyatının bu ürünlerinden Türk edebiyatı büyük ölçüde etkilendi. Öte
yandan Anadolu'da kurulan Türk devletleri, resmi yazışma dili olarak Arapça
ve Farsça’yı kullandılar. Bu durum edebiyat dilinin değişmesine de yol açtı.
Özellikle saray çevresindeki şairler ve yazarlar, yapıtlarını Arapça ve
Farsça yazmaya başladılar. Arapça ve Farsça sözcükler zamanla Türkçe’ye de
yerleşti. Osmanlı Devleti döneminde bu üç dilin karışımıyla Osmanlıca denen
bir dil ortaya çıktı. Divan edebiyatının dili de Osmanlıca’ydı.
Divan Edebiyatında Nazım
]Nazım sözlük anlamıyla "sıra", "düzen" demektir. Ama Divan edebiyatında
nazım dendiğinde şiir anlaşılır. Divan edebiyatı, daha çok şiir türünde
örnekler içerir ve düzyazı ürünler azdır. Divan şiiri, kurallarını Arap ve
İran edebiyatından alan aruz ölçüsüyle yazılmıştır.Bunun yanında Nedim ve
Şeyh Galip gibi bazı şairlerde hece ölçüsüyle yazılmış şiirlere de rastlamak
mümkündür. Divan şiirinde daha çok Kur'an, Hz. Muhammed'in sözleri olan
hadisler, peygamber ve kutsal kişilere ilişkin öyküler, tasavvufun ortaya
attığı sorular, ünlü bir İran efsanesini konu alan Şehname gibi konular
işlenmiştir. Bu şiirlerde Türk kültürüne ilişkin ögelerden de
yararlanılmıştır. Divan şairi bu konuları, aruz ölçüleri içinde ve çok
yaygın biçimiyle beyitlerle yazmıştır. Tek satırdan oluşan dize ya da mısra,
genelde şiirin en küçük birimidir. Divan şiirinde ise en küçük birim
beyitten, yani iki mısradan oluşur. Sözcük olarak beyit “ev” anlamına gelir.
Mısra da, çift kanatlı bir kapının kanatlarından her birine verilen addır.
Divan Şiirinde Aruz Ölçüsü
Divan şiirinin ölçüsü "aruz"dur. Aruz ölçüsünde açık ve kapalı heceler
çeşitli kalıplarda, kendilerine özgü bir düzen içinde sıralanır. Şairler
eserlerini yazarken seçtikleri kalıba mutlaka uymak zorundadır. Aruz, esas
olarak hecelerin uzunluğu ve kısalığı temeline dayanan bir şiir ölçüsüdür.
İlk kez Arap dilcisi İmam Halil bin Ahmed tarafından kullanılmıştır.
Türklerin İslamiyet’i kabul etmelerinden sonra medrese kültürü ile yetişen
şairlerin Farsça’yı edebiyat dili olarak benimsemeleri, aruzun Türk
edebiyatına da girmesini sağlamıştır.
Aruz ölçüsü nazım şekillerine göre değişik kalıplarda kullanılır.Örneğin
Rubâinazım şekli ahreb ve ahrem adı verilen değişik aruz kalıplarıyla
yazılabilir.
Divan Edebiyatında Nesir
Divan edebiyatında üç tür düzyazı biçimi vardır. Yalın düzyazı, süslü
düzyazı ve orta düzyazı. Yalın düzyazıda halkın konuştuğu dil kullanılmış,
halk kitapları, halk öyküleri, Kur’an tefsirleri, hadis açıklamaları bu
türde yazılmıştır.
Süslü düzyazıda hüner ve marifet göstermek amaçlanmıştır. Bu türe genellikle
medrese öğrenimi görmüş, Osmanlıca’yı iyi bilen yazarlar yönelmiştir. Çok
uzun cümlelerin, bol söz ve anlam oyunlarının göze çarptığı bu türün en
belirgin örneklerini Veysi ve Nergisi vermiştir. Süslü düzyazıda çok ürün
verilmiş bir alan da tezkire’dir. Bu türün ilk klasik örneğini, 16. yüzyılda
Aşık Çelebi yazmış ve tezkire geleneği 19. yüzyılda Fatih Efendi’ye değin
sürmüştür.
Orta düzyazı ise, divan edebiyatının hemen hemen bütün klasik yazarlarının
yazdığı bir türdür. Belirgin özellikleri, söz ve anlam oyunlarından, hüner
ve marifet göstermekten kaçınılmış ve içeriğin ön planda tutulmuş olmasıdır.
Özellikle tarih, gezi, coğrafya ve din kitapları bu türde yazılmıştır.